7 Kasım 2010 Pazar

Tiyatro


Gaziantep yenilgisi, bu sene üst sıraları zorlarız diye az biraz umudu olanları uykudan uyandırmaya yetti desek yanlış olmaz. Aslında bu biraz da tiyatroya benziyor. Düşünsenize 1 hafta önceden oyuna bilet alıyorsunuz ve o 1 hafta boyunca sürekli oyunla ilgili haberler çıkıyor. Yönetmen seyirciye sallıyor, oyuncular yönetmene sallıyor, ışıkçı senariste laf çarpıyor ve gün geliyor bu ortamda siz tiyatroya gidip müthiş keyifli bir gün geçirmeyi bekliyorsunuz. Haliyle ne yaptığını bilmeyen bir oyuncu kadrosu ve onun ekibi tüm çaresizliğiyle karşınızda.
Şimdi böyle bir durumda; 11 aydır maaş alamayan oyunculara mı, paralarını vermeyen yönetmene mi, yoksa hiçbir şeyden habersiz oyunu izlemeye gelenlere mi kızmalı?

Bunun cevabı yok. Kime sorsan farklı birşey der. Kiminin çıkarı vardır, oyuncuya sallar. Diğeri beklentisizdir, senarist niye para vermedi der.
Tek bir suçlu yok, bu oyunda eski oyuncular dahil herkes suçlu. Bana kalırsa yıllardır bu oyunu seyretmeye gelenler, söyleyin seyirci daha ne yapsın diye tempo tutan biletli tiyatroseverler de suçlu.

Bu kadar yazmaktansa şarkı sözleriyle olayı özetlemek daha kolay aslında;
Yaz kokusu duyardım kışın ortasında bile
Uzun cümleler kurardım konuşurken
Eski filmlerde kaldı böyle sözler deniyor
Ama şimdi filmler bile eskimiyor

Yani olmuyor, olmuyor istesem de
Kimse gelmiyor, beklesem de
Yani olmuyor, olmuyor istesem de
Kimse gelmiyor

6 Kasım 2010 Cumartesi

Rothen Nereye Koşuyor?


Ankaragücü'nden ayrıldıktan sonra sürekli transfer dedikodusu dolaşıyor ama hiçbirinden sonuç çıkmadı. Önce PL'den Blackburn Rovers, Westham United, daha sonra Amerika Futbol Ligi MLS'den ismi açıklanmayan bir kulüp ve dün de Yunanistan'dan AEK ve Olympiakos'un Rothen'e teklif yaptığı açıklandı.

Bu transferlerin olmamasının tek sebebi tamamen duygusal. 32 yaşındaki Rothen istisnasız her kulüpten "aylık" 250 bin euro istiyor. Yani bir nevi isminin ve kariyerinin alıcısını bekliyor. Avrupa liglerinde ilk devreler bitmek üzere. Eğer ara transferde bu ücrette ısrar ederse bu sezonu boş geçirmesi çok muhtemel.

5 Kasım 2010 Cuma

İmalât-ı Harbiye, Ankara Sultanisi'ne Karşı


Ankara'nın kentsel dönüşüm öyküsünü, futbol üzerinden anlatan güzel bir proje başladığını öğrendim. Bir kentin öyküsünü, o kentin derbisinden, Ankaragücü - Gençlerbirliği derbisinden yola çıkarak inceleyen film için çekimler başlamış bile.

Ayrıntılar için;

Yakışır..


Slovakya'da bir araba firması, Dünya Kupası'nda 3'den fazla gol atan her oyuncuya 170.000 euro'luk Porsche Cayenne Turbo hediye edeceğini açıklamıştı. Vittek biraz geç de olsa hediyesine kavuştu.

Saray tesislerine giderken havaalanı yolunda tozu dumana katmazsa yazıklar olsun. Cayenne Turbo, var mı ötesi?

* haberin kaynağı ve diğer fotoğraflar için tıklayın

Maça Doğru | Ankaragücü - Gaziantepspor


Önce Bursa mağlubiyeti, sonrasında Eskişehir beraberliğiyle takıma (daha doğrusu bize) bir keyifsizlik çöktü. Çoğu kişi de ne kadar ligi düşündüğünü söylerse söylesin, maçlardan çok 11 Kasım'daki davanın sonuçlanmasını bekliyor. Çünkü 3 puandan çok daha önemli bir sürece girilecek. İşte böyle bir havada cumartesi günü Gaziantepspor'la oynuyoruz.

Geçen hafta izlediğim kadarıyla Gaziantep takımı bize çok benziyor. Sezon başında herkes süpriz yapabilecek takımlar arasında Gaziantep-Eskişehir-Ankaragücü ve Kayseri'yi gösteriyordu. İsim isim bakıldığında yine tıpkı bizim gibi çok önemli oyuncular var ve son maçta taraftar takımı / yönetimi baya protesto etti. Aslında Tolunay Kafkas transferini duyunca ben Antep'ten umudu kesmiştim. Çok aşırı bir defans takıntısı var. Biraz Hakan Kutlu'ya benziyor, 2-3 maç eyvallah diyip seyredilir ama her maça giden taraftar her hafta aynı kısırlığı görünce çileden çıkıyor. Biz de yaşadık bunu. Mesela İsmael Sosa son 10 dk. oyuna giriyor ve işin garip tarafı yerine tercih edilen kişi Mehmet Yılmaz. T.Kafkas'ın defans takıntısı var dedik ama orda da sıkıntı var. Duyduğum kadarıyla Emre Güngör ve Yalçın sakat, yani göbekteki 2 as adamın oynayıp oynamayacağı belli değil. Bu bizim için büyük avantaj, tek umudumuz Sapara-Sestak uyumu bu sakatlıklarla beraber iyice önemli duruma geldi.

Fikstürü şöyle elimize alıp hesap yaptığımızda 3 puan yazılabilecek bir maç. 7 yıldır da yenilmiyormuşuz, psikolojik üstünlüğü de yazdık. Kısacası kağıt üstünde avantajlı olduğumuz ama hiçbir şeyin süpriz olmayacağı bir maç. En azından ilk 8 içinde kalmak gerekiyor.

31 Ekim 2010 Pazar

Eskişehirspor 0 - 0 Ankaragücü


Çok dengesiz bir takımız. Buna istikrarsızlık demek yanlış olur. Çünkü, Galatasaray-Bursa-Eskişehir gibi arka arkaya oynadığımız 3 maçta da birbirinden taban tabana zıt futbol vardı.

Bir takımın belli bir özelliği olur. Mesela kimisinin defansı çok iyidir, kontralarla gol bulur. Kimisinin hücumu kuvvetlidir, attığı kadar da yer ama bizde kesinlikle böyle bi durum yok. Ü.Özat'a her mikrofon uzatıldığında kimseden korkmuyoruz, kendi oynumuzu oynuyoruz edasıyla konuşuyor. İyi hoş da İstanbul'da 4 atıp müthiş defans yaptıktan sonra, Bursa aynı takımı 35 dakikada "rezil" etti. Dün ise yine geçen iki haftadan farklı, hücuma gitmekten korkan bir takım vardı.

Bu takımın şu görüntüsüyle ligi bitireceği nokta 6 ile 10.'luktur. Bunu takımdan ne çok ümitli olduğumdan yazıyorum ne de kızgınlığımdan. Belli ki içerde - dışarda bizden alt kalitede yada dengimiz takımlara karşı galibiyetlerimiz olacak. Biraz hedefli ve kaliteli takımlara karşı ise arada alınacak süpriz sonuçlar (belki 3 İstanbul'dan birine yine galibiyet) ve yenilgiler görücez.
Bundan sonra kalan maçlar arasında bir Fener maçı var içerde, diğerleri Antep-Buca-Karabük-Sivas-Antalya gibi takımlar. Ü.Özat ilk yarıda 26 puan hedefi koymuş. Bu da demek oluyor ki, kalan 8 maçın 4'ünde galip gelmemiz lazım. Garibim, daha bu kulüpte yarın ne olacağını bile bilmeden kalem-kağıdı alıp hesap yapmış. Neyse hayırlı olsun.

30 Ekim 2010 Cumartesi

Öz be Öz Ankaralı


Yıllar sonra Ankaragücü dışında ilk kez bir Ankara takımının her sonucunu merakla takip ediyorum. Biraz da memleketim olduğundan mıdır nedir çok sempatik geliyor.

2. lig beyaz grup'ta mücadele ediyolar ve 9. hafta sonunda Bandırmaspor'un 2 puan gerisinde ligde ikinci sırada. Kupada KDÇ Karabükspor'u penaltılarla yenince aslında herkesin ilgisini çektiler ama Bank Asya'ya doğru çoktan hedefleri belliydi.
İşin güzel yanı tam bir ilçe takımı ve has Ankaralı. Yani önce OFTAŞ (Hacettepe), sonra Ankaraspor gibi içi boş değil. Mesela stadları 4 bin küsür kişilik ama çoğu maçta doluyor. İnşallah bikaç başarıdan sonra gözleri dönüp ilçeyi terketmezler.

Eğer yolunuz düşerse mutlaka bi maçlarına gidin ya da yakından takip edin. Bu kadar amatör ruhla, bu kadar başarılı bir takım zor bulunur. Hatta gitmişken güveç / baklava / dolma üçlüsünü de yiyip dönün. Alın size mis gibi sportif-turistik günü birlik gezi.

29 Ekim 2010 Cuma

Kupada C Grubu


C Grubu
Ankaragücü
Fenerbahçe
Gençlerbirliği
Bucaspor
Yeni Malatyaspor

Gruplardan ziyade ZTK'da fikstüre bakmak lazım. İyi takımlarla içerde, alt liglerde olan zayıf rakiplerle de deplasmanda oynamak avantajdır.
Tabi bizim grubu yazsalar, al bunları yerleştir deseler anca böyle bir fikstür olabilirdi. Gençlerbirliği deplasman statüsünde ama Ankara'da. Buca ve Fener de Ankara'ya gelecek. Bir tek son hafta Malatya'ya gidiyoruz.

Çıkamayanı döverler derler ama işte günü gününe tutmayan bir camiada neler olur beklemek lazım. Aslında kendimizi bi yarı-finale atsak, 30 küsürlük özlemle bu taraftar takımı finale iter diyerek hayallere devam edelim.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Yaşananlar ve Ortaya Çıkan Tablo


Dünkü maçın taktik analizinden çok, 1 hafta boyunca yaşananlara ve bizim duymadığımız sırlara göz atarsak tablo daha net olacaktır.

Galatasaray maçı sonrası sular durulmuşken, galibiyetin de verdiği gazla Baba - Oğul'un yaptığı "bak bırakır gideriz, görürsünüz" açıklamaları bazı şeyleri anlatıyordu ama camiadaki mutluluk hormonları sebebiyle sineye çekildi. İstanbul'dan 4 golle dönmüşsün, bu açıklamalar ne alakaydı ki? Bana muhtaçsınız, adam gibi destekleyin mi, yoksa insan egosunun haklı çıkmayla beraber şişmesi mi?
Sonrasında geçen sene olduğu gibi kirli çamaşırları yine Atilla Türker ortaya çıkardı. İşin garibi, kendisi artık İstanbul takımlarının muhabiri. Nasıl oluyor da burdaki onlarca site / forum / abinin bundan haberi yokken, İstanbul'dan biri dibimizde olanları bizim gözümüze sokuyor? Bu soruyu da ortaya bırakıyorum.

8 aylık futbolcu alacakları ödenmemiş. C.Aydın ve Cengiz Topel zamanında da bu böyleydi. O zaman kulüpte mali anlamda değişen birşey yok. Mevcut yönetimin gelişinin sebebi de bu sorunların çözümü için değil miydi? Demek ki geliş gayeni yap(a)mıyorsun.
Para olayının hortlaması sonrası, iki as oyuncu bir anda kadroda olmuyor ve sistem tamamen değişiyor. Her türlü sakatlık haberini yazan resmi site,1 hafta boyunca ne Uğur ne de Zewlakow hakkında bir satır haber vermiyor. Son anda ikisi de sakat diye 4'lü defans tamamen değişiyor. Sonuç; 5-1.
M.Gökçek'in ilk yarı sonunda protestolar eşliğinde staddan ayrılışı, Başkan A.Gökçek'in bırakıyor, dün gece bıraktı dedikoduları, bu hafta içinde yapılması gereken ödemeler için hala kaynak sağlayamaması kulübü kaosa sürükledi. Aslında iki gün önce gerçekleşen ama mağlubiyet sonrası bugün basına yansıyan Hürriyet'in kadro dışı kalması bana şaşırtıcı gelmedi. Chef Scout'umuzun kaptanımızı tokatladığını da buraya iliştirelim.

Son bikaç cümleyle teşhisimi söyleyim. Başkan daha çok genç. İyi niyetli olabilir, onu yönlendirenler onu yanlış yola itiyor olabilir ama kriz yönetimi bu noktada çok önemli. Bugüne kadar ben Ankaragücü taraftarıyla zıtlaşıp işine devam eden birini görmedim. Öyle veya böyle hepsi bi süre sonra çantasını toplayıp başka illere yol aldı. Ha bu kadar yazıdan sonra "yönetim giderse ne olur?" diye de upuzun bi yazı yazmayı planlıyorum. O iş, bugünkünden daha karma karışık olacak. Aşağı sakal yukarı bıyık hesabı. Bu hafta yaşananlar belirleyici olabilir.

Ankaragücü 1 - 5 Bursaspor


Zirve Yürüyüşü diye bir yazı yazmıştım. Şimdi bakıyorum, polyannalık da bi yere kadar. Anlık kıvılcımlarla coşup, anlık sonuçlarla isyan ediyoruz.

Sıra yine bu takımdan bi halt olmaz faslında. Aslında para herşeyin çözümü. Oyuncu hesabında bol sıfırlı rakamları haftaiçinde görmedikten sonra 20 bin olsan ne, 50 bin bağırsan ne..

23 Ekim 2010 Cumartesi

Varlık İçinde Yokluk


Bursa maçı öncesi futbolcuların 8 aydır para alamadıkları için dün antremana çıkmak istemedikleri, araya girenler sayesinde sıkıntılı bir antreman yapıldığı haberi ayyuka çıktı. Geçenlerde de işten çıkarılan bazı altyapı hocalarının toplamda 39 bin TL olan alacaklarını temin edemediği haberi çıkmıştı.

Yönetimin her fırsatta trilyonlarca borç ödediği açıklamaları tamamen havada kalıyor bu durumda. Kulüpte inanılmaz bir bilgi kirliliği var. Gelir-gider /mali tablo tamamen karmakarışık. UEFA seneye çok ciddi bir şekilde tüm kulüplerin hesabını inceleyecek ve ciddi borcu olan kulüpler Avrupa kupalarına katılamayacak. Tekrar bize dönersek; bu sene hedef Avrupa Kupası.

Bizden uyarması. Bugün taraftar konuşunca siyaset karıştırıyorlar, önümüzü kesiyorlar dersin; yarın takım elbiseli godoman UEFA CEO'ları kapına dayanır, Sergen'in deyimiyle sıkıntı çıkar.

22 Ekim 2010 Cuma

Zirve Yürüyüşü Başladı (mı) ?


Lige başlarken kadroya baktığımızda eksiklikler göze çarpıyodu. Rothen-Vassell-Koray-El Yasa takımdan ayrılmış, taraftarın Ümit Özat'a hiç güveni yoktu. Yönetimin kombine çıkarmaması, bazı gruplarla zıtlaşması da işin tuzu biberi olmuştu. Bu bardağın boş tarafıydı. Diğer yandan, ne kadar eleştirsek de Sapara-Vittek-Sestak-Zewlakow-Klukowski gibi isimler Saray'da antremanlara çoktan başlamıştı. Yine bardağın boş tarafına dönersek; ek olarak nurtopu gibi 2 maç seyircisiz oynama cezamız da öylece bize bakıyordu. O zamanki fikrime göre böylesi bir kaos ortamında bu ceza, takımın kafası rahat şekilde çıkacağı maçları hesap ederek fırsat olabilirdi. Sonuç; 1 yenilgi - 1 beraberlik. Demek ki fırsat değilmiş.


Beşiktaş'tan yenilen 4 golün üzüntüsüyle tabloya bakıldığında, 1 galibiyet-2 yenilgi-1 beraberlik gibi sene başındaki umutlarla örtüşmeyen kötü bir tablo vardı. Yapılan bu pankarttan da anlaşılacağı üzere sinirlerimizin alışkın olduğu o döneme yine girmeye başlamıştık. 5. haftada Kasımpaşa'ya atılan 3 golden sonra hani bayılan birine tokat atılır ya, o misal bir ayaklanma oldu. Taraftar - Ümit Özat restleşmesi garip şekilde takımı kenetledi ve Konyaspor maçındaki 4 gol / güzel oyun artık yüzleri güldürüyordu. Son haftadaki Galatasaray galibiyeti takımın zirvesiydi. Bu kadar yanlış sözler edilmesine rağmen Avni Kavlak'ın "8 haftada son 10 yılın en iyi puanına ulaştık" sözü bu sürecin özetiydi.


İlk 8 haftayı özetledikten sonra şimdi belki de Ersun Yanal döneminden sonra ilk kez hedefli bir süreç bizi bekliyor. Bursa maçıyla başlayacak bu dönem, Eskişehirspor-Gaziantepspor diye devam edecek ve ilk yarı sonunda ya kendimizi zirve yürüyüşünde bulucaz ya da alınan kötü sonuçlar / tekrar geri dönen tribün asiliğiyle beraber hedeflerinden sapmış bir takım kalacak geriye. Söyleyeceğim tek şey, stada keyifle gidip keyifle çıkalım. Bu taraftar bunu hakediyor ve yıllardır bekliyor.

Darius Vassell @ Leicester City


Birkaç yıl aradan sonra tekrar buluştular.

Param ödenmedi, otelden memnun değilim, sağ kanatta oynamam, yönetim gönderdi, kendi gitmek istedi
derken sonunda kafası rahat şekilde oynayacağı bir kulübe gitti. İnşallah başarılı olur. Biz de eskiden Vassell diye bi adam vardı edasıyla torunlara anlatacağımız renkli bir futbolcu kazandık (belki de kaybettik).

24 Eylül 2010 Cuma

Özgür Çek | Farkında Mısınız?

2 ay Rothen dönmeli diye baskı yaptık. Sonra umudu kestik, yeni transfer yapılmazsa bu sene bitmez dedik. Transfer de gecikince M.Duruer'e kaldık diye söylendik. Sonra ne oldu? Apar topar Gabriç geldi ve takıma katıldı. Bu garip dönemden sonra forumlarda klasik muhtemel kadrolar yapılmaya başlandı, haliyle FM oynar gibi hemen ileri dörtlüye Sestak-Sapara-Gabriç-Vittek'i yazdılar.

İşte futbol o kadar kolay değil. Geçen seneden beri çırpınan bir Özgür Çek'imiz var ve gittiğim bazı antremanlarda çok daha yakından gördüm. Bunu böbürlenmek için yazmıyorum ama görmemek için biraz başarı delisi olmak lazım. Evet Gabriç geldiğinde benim de gözümde sol kanada yazılabilecek ilk isimdi; fakat Özgür kesinlikle görmezden gelinmemeliydi. Eleştirdiğimiz Ümit Özat, geldiği günden beri Özgür ve Umut Sözen'le çok ilgilendi (sakatlığı geçtiğinde Umut'u da ağzımız açık seyredicez, onu da iliştirelim buraya). Trabzon maçında ilk 11 çıktı, fena da oynamadı. Herkes yokluktan oraya monte edildiğini düşündü. Sonra Manisa'da gol attı, iyi oynadı. Buna rağmen hala transfer beklendi. Diğer 2 maçta yine forma buldu ve ufak ufak herkes kimmiş ya bu oğlan demeye başladı.

Bunları yazmamın sebebi, biraz da tek maçlık performansıyla hayran olunan Theo Weeks'ten kaynaklanıyor. Elbette Theo ilerde hem bize fayda sağlayacak hem de para kazandırarak gidecek ama Theo'dan önce Özgür'e dikkat edilmeli. Kasımpaşa maçında karşı karşıya kaçırdıktan sonra herkes ah'lar vah'lar çekti. Bi allahın kulu da ya Türk futboluna müthiş bi sol kanat geliyor, daha 19 yaşında takımda müthiş işler yapıyor demedi. Fenerbahçe'deki Okan Alkan 1 maçtan sonra herkes ailesinin evinin kapısında yattı. Bir de bize bakıyorum, tarihinin en iyi kadrosunda tırnaklarıyla çıkan bir solak.
Kolayca harcamamak lazım, destek olmamız lazım. Yabancı hayranlığını bırakıp sol kanada alıcı gözüyle bakmak lazım.

23 Eylül 2010 Perşembe

Resident Evil


Arkadaş baskısıyla kendimi 3D gözlükleriyle beraber Büyülü Fener'de buldum.
Birinci dakikadan bodoslama olaya girilen başka film görmemiştim. Sürekli bi atraksiyon, bilgisayar oyunu havasında olayı kavramayı çalıştım. İlk yarısı dur bu kimdi, vay anasını bu öldü tekrar mı dirildi şeklinde geçti ama ikinci yarıda paranın hakkını aldık diyebilirim (3D olunca baya bi geçiriyolar ayıptır söylemesi).

En son avatar'a giden biri olarak, amatör sinema eleştirimi okudunuz. Nacizane diyelim.

Yine, Yeniden..

Skytürk'teki "blogspor" programını gördükten sonra benim de bir biloğum olduğunu anımsadım ve geri geldim a dostlar.
Şakası bi yana, yazın rahattık. Bol bol, aklımıza geldikçe karalıyoduk bişeyler. 1-2 haftadır öyle müthiş yoğun değildik ama haliyle bütün gün okul, iş çemberinde koşturunca eve gelip yazasım gelmiyor. İşin garibi; düzenli, hergün yazan, yıllardır bu işi sürdürenleri tebrik etmek lazım. Ne yalan söyleyim, bazen gaza gelip girişiyoruz blog'a, bazen de önümde sayfa açıkken bile elim gitmiyor.

Sağolsun herkes gaz vermeye çalışıyor, "blog'un çok keyifli", "hergün okuyorum" diye ama işte gelin bi de bana sorun. Hadi biz Ankaragücü çerçevesinde gidip geliyoruz, millet avrupa futbolundan girip diğer sporlardan çıkıyor. Arkadaş nasıl bir zamanınız var, valla helal olsun.
Neyse kaldığımız yerden devam ediyoruz..

13 Eylül 2010 Pazartesi

Günün Anlam ve Önemine


Beşiktaş 4 - 0 Ankaragücü


2 gündür şu maç hakkında yazmaya üşeniyorum. İnönü'ye gitme planlarına da geçen hafta başlamıştım. Yine tembelliğimden ne maça gidebildim ne de maçı seyrettim. Aynı anda başlayan Türkiye - Sırbistan maçını izlemeye karar versem de, kan çekiyor işte arada bakabildim.

Hep yazıyorum ilk 4 haftayı atlatmamız lazım diye ama sağolsun Ümit Özat ve ekibi de benim gibi düşünmüş ki iyice salmışlar kendilerini. Maç öncesi ısınırken en önemli defans oyuncusu sakatlanıyor, diğer defans oyuncusu 30. dk'da beni çıkarın diyor. 4 haftadır olmayan Vittek kurtarıcı olarak sahaya atılıyor, İlk yarıda Meye'ye tahammül ediliyor. Garip işler.
Diyorum ya hiç yazasım yok. Cumartesi günkü Kasımpaşa maçına kadar da kafamı dinlerim. Ne biliyim, Bursa'nın CL maçını falan seyrederim.

Tek yazacağım, oraya hiçbir yardım almadan kendi başlarına giden 600-700 küsür kişidir. Hepsinin ayaklarına sağlık.

10 Eylül 2010 Cuma

Tolga Özek'ten BDYO Blog'a Özel Maç Değerlendirmesi


Şu karmaşık spor basınında, düzgünce ve seviyeli şekilde yazılarını okuyabildiğim ender yazarlardan biri. Sağolsun kırmadı beni, Beşiktaş maçı öncesi yorumunu paylaştı. Bu arada Tolga Özek bundan sonra sürekli burada yazacakmış gibi bir izlenim vermişiz, kusura bakılmasın tekrardan. Arada sırada blog'a böyle süpriz isimlerin katkısını alırsak ne mutlu bize.

...

"Bu sene yense de yenilse de bana keyif veren bir Ankaragücü var. Son senelerde hiç bu kadar ne istediğini bilen bir sarı-lacivertli kadro görmedim. Planlı yapıldığı belli olan nokta transferler ile umut veriyor, ışıldıyor. Aynı noktada büyük takımlar nazarında Beşiktaş da benzeri bir çizgide. Beşiktaş'ı izlemek de bir keyif.

Çok keyifli ve bol gollü bir maç bekliyorum. Ankaragücü, rakibinin oyun hızını düşürürse ve ilk golü atan taraf olursa maçı alma şansı yüksek. Orta sahada Hürriyet'e hiç olmadığı kadar görev düşecek. Ankaragücü'nün hücum hattında mutlaka, Beşiktaş defansının sağ beki ile ortasındaki ikilinin arasına oynaması lazım. Şu ana kadar izlediğimiz maçlara dikkat edin oradan çok açık verdiler. Güven'i bu amaçla farklı bir bölgede oynatabilir Ümit Hoca. Forvet hattındaki seçim de çok önemli olacak.

Bu maçın dosthane bir çizgide geçmesi de en büyük dileğim.."

9 Eylül 2010 Perşembe

Helal Olsun


Vitesi boşa taktık. Artık kime denk gelirse.

Güneş ufukta şimdi doğar..

8 Eylül 2010 Çarşamba

Takipteyiz Vittek


Şimdi çoğu kişi ne çok ilgilendin adamın özel hayatıyla diyecek ama adam ilginç abi. Belki de Ankaragücü tarihinin, kendi ülkesinde en ilgi çeken oyuncusu.
Geçen yayınladığım kaçamak resimlerinden sonra, biraz araştırmamla Robo'nun (oralarda lakabı buymuş) Slovak magazin sayfalarında birinci haber olduğunu gördüm, zaten görmemem mümkün değil. Yukardaki resim de geçen gün Slovakya'da bir televizyonda katıldığı canlı yayından.

- Üzerinizdeki t-shirt çok ilgi çekici, var mı bir anlamı?
- Hayır yok, severek giydiğim Dolce - Gabanna'nın son ürünlerinden biri.
- Resimdeki Claudio Shiffer galiba, eşinizden izin aldınız mı? (gülüşmeler) hep bunu yazmak istemişimdir
-Eşim de model, hatta kendisi önerdi.

Haberin detayları için tıklayın
Bu da Vittek'in kaçamağı

Manchester City vs Ankaragücü

2008'in Ağustos ayında Sheikh Mansour, para aklamanın en güzel yolu olan futbola yöneldi. 38 yaşında, 395 milyon euro ödeyerek Manchester City'i satın aldı. 305 milyon euro'yu kulübün kredi borçlarına yatırarak darboğazdan kurtardı. Daha sonrasında, Mansour'un Abu Dhabi United Grubu bu paranın verilmesini iptal ederek, yeni bir krediyle City'de başkanlığa oturdu. Önceleri kulübün % 90'ını almayı başaran Mansour, Tayland eski Başbakanı'na ait olan % 10'luk kısmı da alarak kulübü tamamen ele geçirdi. İlk senesinde büyük paralar harcayıp, Robinho/Adebayor gibi isimleri almasına rağmen ligi 10. bitirdi. City taraftarları bi taraftan endüstriyel futbolun en uç noktasının örneklerini kendi kulüplerinde görmekten mutlu olmasalar da, gelen müthiş isimler, kurulan kadro, harcanan paraları gördükçe onlar da kendini kaptırmaya başladılar.


2009'un Ağustos ayında, Melih Gökçek çok büyük "sevgi" beslediği Ankaragücü'ne talip oldu. Bazı konularda anlaşıldıktan sonra, yoğun işleri nedeniyle oğlu Ahmet Gökçek'i Başkan adayı gösterdi. 31 yaşında, ne kadar ücret ödendiğini bilemediğimiz şekilde, oğul Gökçek Ankaragücü'nün başına geçti. Geldikten sonra kulübün kredi borçlarını ve lisans borçlarını ödeyerek darboğazdan kurtardı. Daha sonrasında açılan dava sonucu, kongrenin iptali gündeme geldi, başka bir kongreyle bu da atlatılarak, eski dönemin de izlerini yavaş yavaş silerek, Ankaragücü'ne tamamen sahip oldu. İlk senesinde büyük paralar harcayıp Sapara/Rothen/Geremi gibi isimleri almasına rağmen ligi 11. bitirdi. Ankaragücü taraftarı bi taraftan kulübün kişilere bağımlı olmasından mutsuz olurken, diğer taraftan gelen müthiş transferler, kurulan kadro ve harcanan paraları gördükçe "bir kısım" kendini çoktan kaptırmıştı bu döngüye.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Aziz İstanbul


1960 Moskova'sında alınan karar sonucu 81 ülkenin, ses çıkarmayan bireyleri / ülkeleri sömürmesi kapitalist sistemin en önemli çarklarından biriydi. Varlığını devam ettirmek için sömürerek ve bunu da bir ihtiyaçmış gibi lanse ederek yıllar yılı sınıfsal yapıyı çok güzel oluşturdular. Neyse konumuz çok siyaset değil, fazla da derine dalmadan söylemeliyim ki, "yeni nesil kapitalizmin" futbola sıçrayışına tanıklık ediyoruz.

Beşiktaş maçı biletlerinin şokunu yaşarken, çevremdekilerin abi adamlar Quaresma'yı aldı olsun o kadar yorumlarından sonra 1960'lardaki düzenin temellerinin nasıl atıldığını daha iyi anladım. Yağmur yağdığında sırılsıklam olunan, o köpek kulübesinden farksız deplasman tribününe 50 TL'lik değer biçilmesi bize garip gelse de Yeditepelik güzide şehrimiz çoktan bu döngüye kapılmış. Bu haftasonu önce İnönü'de oynanacak olan Beşiktaş maçı kale arkası 50 TL, Sami Yen'de oynanacak olan Galatasaray - Gaziantep maçı kale arkası 45 TL, Şükrü Saraçoğlu'nda son oynanan Paok maçı kale arkası 45 TL.
2 haftada bir gönül verdiğin renkleri izlemenin bedeli işte bu. Ses çıkarılmadığı sürece de bu katlanarak böyle devam edecek ve işin kötü yanı bu olayın İstanbul'dan çıkıp yavaş yavaş Anadolu'ya yayılıyor olmasıdır. Önceleri sadece İstanbul takımları geldiğinde rating'i fazla maç olarak ortaya çıkan, şimdilerde ise her takımda az biraz bulunan yıldız oyuncuların var olma gayesi olarak gösterilen fahiş bilet fiyatları, tribünde maç seyretme keyfini de alıp götürüyor.

Ankaragücü cephesinden bakarsak; bir maç 1 TL olan tribün, iki hafta sonra 40 TL gibi bir enflasyonla bizi de şaşırtıyor. 100 TL'ye kombine aldıktan sonra, sene sonu ufak bir hesapla maç başı alınan biletten daha pahalıya gelme duygusu ise anlatılmaz. İşte econ101 dersinde bizlere gösterilen denge politikasının, uygulamada müthiş örneklerini izliyoruz da denebilir.

The Hitman


Takımdaki yabancılar fazla ve kaliteli olunca bize de baya malzeme çıkıyor. Adidas'ın yeni reklam yüzü için seçilen 32 oyuncu arasında Sestak da var.

"Her takımın bir Hitman'e ihtiyacı vardır. Yakalanması zor, hatta durdurulması daha zor.."

4 Eylül 2010 Cumartesi

Gençlik Ateşi


Tüm takımların, transfer dönemi bitmesinden sonra oluşan resmi kadroları tff.org'da yayınlandı. Ankaraspor'un tüm branşlarının kapatılmasından sonra orda çıkış göstermiş olan ve Ankaragücü'nün kendi öz genç takımlarından çıkardığı tam 14 genç oyuncunun lisansı çıkarılmış durumda. Onun dışında geçen sezon transfer edilen 3 genç oyuncu (Umut Sözen, Özgür Çek, Theo Weeks) bulunuyor.

İlk bakışta normal gibi gelebilir. Şunu hatırlatmakta fayda var; Ankaraspor geçen sezon U-15, U-17 ve Nike Premier Cup'ta final veya yarı final oynadı. Yani 2001'de kurulan Ankaraspor'un 9 senede milyarlarca yatırım yaptığı altyapı, tam meyvelerini toplayacağı zaman kapatılması nedeniyle Ankaragücü'ne geçirildi. Gördüğüm kadarıyla da çoğunun sözleşmesi 3-4-5 senelik. Eğer bu jenerasyonu sahiplenebilirsek, çok övülen Bursaspor, Bucaspor, Gençlerbirliği gibi takımların senede 1-2 oyuncu verdiği ortamda, aynı sene en az 5 oyuncuyu yabancılara milyonlarca euro saçmadan kendi içimizden çıkarabiliriz. Hem sürekli adı geçen "ruh"un asıl sahipleri olurlar. Tabi bunları, en ufak başarısızlığa tahammülü olmayan takıma nasıl monte ederiz onu bilmiyorum.

3 Eylül 2010 Cuma

Farklı 100 Yıllar

Dortmund'un 100. yılından bir koreografi. Tabi bundan önce sezona nasıl başladıklarına bakalım;
"Borussia Dortmund Kulübü’nün internet sitesindeki açıklamada, 50 binden fazla bilet ile rekor düzeyde satış yapıldığı belirtilerek, bundan böyle kombine bilet satılmayacağı ifade edildi. "Yüzyılın rekoru. Taraftarlarımıza, 50 bin 675 kez teşekkür ediyoruz" denilen açıklamada, bundan böyle biletlerin maç başına satılacağı kaydedildi.

100. yılın anlamını 1 sene boyunca en güzel yaşatan kulüpten bahsediyoruz. Herşeyiyle planlanmış, ne yaptığını bilen yönetim, etkinlikler ve tarihine vefa...Hepsini yaşadılar. Nostaljik formalar işin cilası oldu. Kappa Almanya yönetim müdürü Cornelia Schmidt, formayı yaparken 1963 yılında Benfica'yı 5-0 yenen takımın giydiği formalardan esinlendiklerini söylemişti.

2009 yılı, çok uzak değil. Biz seyrediyoruz bu arada. 2010 da bizim yılımız olacak, Ankara'da yer yerinden oynayacak diye hayal kuruyoruz. Kutlamalar devam ediyor. Stadda onlarca şarkıcı, şovmen ve grupların katılımıyla tarihi şov başlıyor;

Tribünde kimsenin umrunda değil, şampiyonluklar, sahadaki yıldızlar, başkanlar. Tek düşündükleri bu yılı doyasıya yaşamak. Herkese nasip olmayan bu özel yılda gururla gezebilsinler ya, o bile yeter. Arada hava almak için camdan dışarı bakıp hayallere devam ediyoruz. Bugüne kadar hep cefa çekmiş Ankaragücü taraftarı heralde 2010'da herkesi kendine hayran bıraktırırdı. Şovlar, koreografiler, yeni tezahuratlar... Dortmund da kimmiş? Kendimize geldikten sonra Dortmund taraftarı dikkat çekiyor;


80 bin kişi bayraklarla her maç şov yapıyor. Ha bu arada Dortmund yönetimi hiç kongrelerle, davalarla, hacizlerle uğraşmıyor. Planladıkları gibi her maç karnaval havasında. Gol yendiği anda yönetime küfürler, karşı tribüne göndermeler de yok. Nasıl tribünsünüz siz?


Real Madrid uğruyor, bu özel seneye. Doğumgününe bir arkadaşın ünlü biriyle gelir, bir anda ortam değişir ya, o misal. Maç 5-0 bitiyor. Kimin umrunda? Yapılacak herşey nerdeyse yapılıyor. İnsanlar o renkleri gördüğü için bile mutlu oluyorlar. Sonuç; B.Dortmund ligi 5. bitiriyor.
Hayallerden uyanıyoruz bir anda. Kongreler var, çekişmeler var, kutlamalar referanduma takılıyor. Sonracığıma, davalar, hacizler, temlikler var. İktidar yandaşı var, muhalif var. Olsun diyoruz her zamanki gibi, sen ağlat biz severiz diyoruz. 100. yıl elimizden kayıp gidiyor. Zaten ne var ki 100. yılda diyoruz. 2 konser, 2 yıldız oyuncu tamamdır işte. Herşeye rağmen severiz diyoruz, bi tarafımız ise içten içe kahroluyor. Kahroluyoruz, yine de seviyoruz.

2 Eylül 2010 Perşembe

Kongrenin Ardından

Kongrede neler oldu, tüzükte neler değiştirildi detaylı bilgim yok. Sadece kısa notlarla, konuşmalar ve gelişmeler hakkında bazı şeyler öğrendik. Burada dikkat çekmek istediğim önemli noktalar var.

Öncelikle; A.Ş. konusunda şapkadan çıkıp kamuoyunu uyandıran Şahin Ulu'ya ve bu konuya hassasiyet gösterip forumlarda, yerel sitelerde taraftarı bilgilendiren herkese minnet borçluyuz. Zamanında Göztepe, İzmirspor ve İstanbulspor'un kabul etmek zorunda kaldıkları durumdan, nerdeyse biraz isyanlarla, fazlaca da tepkilerle şimdilik kurtulduk. A.Ş. hala işlevde olabilir ama kongrede hiçbir tüzük değişiklik yapılmadığı için, yapılacak bazı sümenaltı işler illegal konuma gelecek. Zaten okuduğum ve anladığım kadarıyla, Gökçek'lerden beklemeyeceğim derecede bir geri vites vardı.
Gelelim diğer konuya; bu yılın ortalarında açılan "kongre iptal davası" sürekli ayakbağı oluyordu. Kulüp yönetim açısından yazmıyorum, verilen vaadler ve gerçekleşmemesinin sebebi bu ayakbağı olarak gösteriliyordu. Aklımda kalanlar; store, dergi, resmi site, cell, kombine, yeni stad... Bütün bunların kendi açımdan takipçisi olurum. Artık küçük hacizler, davalar dışında (ki bunlar her kulüpte olur) yeni yönetimin önünde hiçbir engel yok. Zaten taraftar bunlara bakmaz. Ben artık kuru kuruya esip gürleyen bir yönetim değil, store açılışında kurdela kesen yönetim istiyorum. Yeni stad için temel atma töreninde konuşan yönetim istiyorum. Taraftarını beleşe değil, bağımsız bir şekilde kulüpten parasını vererek aldırdığı kombine politikasını bekliyorum.

33 kişi katılımlı, 5 Denetleme Kurulu üyeli, 7 Disiplin Kurulu üyeli ve 5 kişilik İstişare Kurulu'yla Ankaragücü için emek sarfedilmeli. Bu kulüpten yönetici maaşı alıp, kulübe en ufak katkısı olmayan takım elbiseli godomanlar görmek istemiyorum. Başımız dik gezme zamanı. Rakiplere bakıp iç çekerek hayal kurulan günler geride kaldı. Sorumluluklarınızın farkında olun ve 100 yıllık bir Spor Kulübü'nü yönettiğinizi unutmayın.

1 Eylül 2010 Çarşamba

Buraya Kadar

Hadi geçmiş olsun.

Ocak 2011'e kadar yönetime yakın kaynaklar ve duyumcular 17.30 itibariyle tüm ihtişamını kaybetmiştir.
Şu an onlar da bizim gibi birer insan ve özenilecek hiçbir tarafları yok.

Nihayet


http://crosport.info/gabric-na-posudbu-u-ankaragucu/

Transfer döneminin son gününde nihayet imzayı atmış. Hırvat basınında da resmen açıklamışlar. Şu son gün transfer görüşmelerine bayılıyorum. El mahkum 17.00'a kadar imzayı atacaksın başka çaresi yok.

Bir oyuncu daha açıklanabilir bugün.

31 Ağustos 2010 Salı

Namludan Çıkmak

Ölmeye yatmak, düşe kalkmak
Her şeyle başlayıp hiç bir şeyle kalmak
Dünün koruyla yarını yakamamak
Yıldırımı eliyle tutmak kibrit olamamak

Gücünü yıldızlara yazmak ama yıldız olamamak
Hem aşk hem meşk olmak
Sevdası çilesine basamak
Yürek kocaman hayat kaçamak

Ankara'dan açık alınla çıkmak
Gururunla gücünle anıt gibi yaşamak
Mermiden arma kovalamak
Ama namludan hiç çıkmamak.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Nice 100 Yıllara Ankaragücüm


ALTINÖRS İDMANYURDU (MKE ANKARAGÜCÜ) KURULUŞ

Futbol oyunu Padişah Abdülhamit’in yasak kararına rağmen Dersaadet’in uzak bölgelerinde Zeytinburnu, Makriköy (Bakırköy) ve civarında Türkler tarafından da etrafa gözcüler konularak oynanıyor ve maçlar kıran kırana geçiyordu. Padişah Abdülhamit’in fermanına uymayarak aralarında alenen ve kıran kırana top oynayanlar ise, Zeytinburnu İmalat-ı Harbiye Tamir Atölyesi mensupları idi.

İmalat-ı Harbiye mensupları 1904 yılında yasak kararının kaldırılması üzerine formaları ile Zeytinburnu ve civarındaki sahaları doldurmaya başladılar. 1904 – 1910 tarihleri arasında Zeytinburnundaki İmalat-ı Harbiye Tamir atölyesindeki her ünite ve tezgah mensupları değişik kulüpler kurmuşlardı. Bunlardan bazıları ise Rehberi Sanayi Gücü, Besalet Spor, Topa Gençlik Gücü, Gayret Gençlik tir.

İmalat-ı Harbiye usta mektebi talebeleri ile top dökümhanesi mensuplarının da yer aldığı bu gayri federe kulüplerin aralarından yaptıkları maçlar zaman zaman sürtüşme ve tartışmalara neden oluyordu. Bu arada İstanbul ligi kurulmuş ve maçlar başlamıştı. Kendileri de bir çatı altında toplanarak bir kulüp kurabilirler ve böylece liglere katılır, adlarını daha iyi duyurabilirlerdi… Bu maksat ile 1910 Haziranın 14′ünde İmalat-ı Harbiye Mektebi işçilerinin de katıldığı bir toplantı yapıldı ve bir sonuç alınamadan dağıldı.

Aynı yıl ve ayın 19. günü yapılan toplantıda da bir sonuç alınamadı ama mektebin son sınıf öğrencileri kararlı idi. Aynı sınıfın iki güzide öğrencisi AGAH ORHAN ve ŞÜKRÜ ABBAS’ın yıldızları bir türlü barışmıyor ve anlaşma sağlanamıyordu.İki taraf ayrı ayrı ve harıl harıl hazırlıklarını sürdürüyorlardı. Ve nihayet, Agah ORHAN’ın başını çektiği gurup hazırlıklarını tamamlamış “ALTINÖRS İDMANYURDU”nun evraklarını Mutasarrıflığa vermişti… Tarih 31.08.1910 idi. Bunu haber alan , Şükrü ABBAS’ın başını çektiği gurup, son hazırlıklarını bir kere daha gözden geçirdikten sonra onlarda evraklarını Mutasarrıflığa teslim ettiler. Böylece “TURAN SANATKARANGÜCÜ”de kuruluşunu tamamladı. Tarih aynı tarih, yani 31.08.1910.Takımın

Kuruluş sürecinin uzun hikayesi; http://www.ankaragucu.org.tr/hakkinda

...

Ne kadar takıma /yönetime zaman zaman kızsak da, sevenimiz kadar sevmeyenimiz olsa da Ankaragücümüz 31 Ağustos 2010 itibariyle tam 100 yaşında.

Köklerinin Kurtuluş Savaşında atıldığı, renklerinin Ulu Önder M.Kemal Atatürk tarafından seçildiği, 1981 yılında 2. ligden gelip 1.ligdeki nerdeyse tüm takımları eleyerek Kupayı alan yegane kulüp olan, müzesinde şampiyonluk kupası olmamasına rağmen yıllardır peşinden binleri sürükleyen bu kulübün peşinde olduğum için gurur duyuyorum.

Nice 100 yıllara Ankaragücüm.

29 Ağustos 2010 Pazar

Mantık Hatası


19 Temmuz 2010
Ankaragücü, 1 yıl daha sözleşmesi devam eden tecrübeli savunma oyuncusu Koray Çölgeçen ile yollarını ayırma kararı aldı. Teknik direktör Ümit Özat'ın Koray Çölgeçen'in takımdan göndermesini istediği ve yönetimin de bunu onayladığı öğrenildi. Sarayköy Tesisleri'nde eşyalarını toplayan Koray'ın kendisine takım bulmasının istenildiği ve Özat'ın kendisine "Seni takımda görmek istemiyorum" dediği ifade edildi.

...

27 Ağıstos 2010
"Israrla transfer yapmamız lazım diye söylüyorum. Transfer süresinin bitimine çok az bir zaman kaldı. Yöneticilerle konuştuk. Eksik bölgelerimiz için 1-2 futbolcuya ihtiyacımız olduğunu söyledim. Mutlaka bir stoper bir de sağ bek eksiğimizi tamamlamalıyız. Şimdi bunun gerçekleşmesini bekliyoruz'' diye konuştu.

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Drago Gabriç

Simpson transferinin yatmasından sonra transfer söylentilerini yazmamaya karar vermiştim ama madem kesinlik kazandı, 1-2 olaya değinmek lazım.
Drago Gabriç'in babası Toncija Gabriç, 1994/1998 yılları arası Hajduk Split takımında kalecilik yapmıştı. Hırvatistan'ın Hajduk Split taraftarlarının geleneği olan ve o senenin en iyisini seçtikleri "Hajduk'un Kalbi" ödülünü 96/97 senesinde kaleci olarak kazanmıştı. Aynı ödülü 2008 senesinde Drago Gabriç'e verdiler. Daha genç yaşta olmasına rağmen (ki o sene daha 20 yaşındaydı) bu ödülü alması başarıdır. Aynı sene zaten Hırvatistan Milli Takımına çağırıldı. İşin garibi, bu adamı Hajduk Split önce NK Solin, sonra da NK Novalja takımına kiraladı. İki senelik sürgünden sonra Hajduk'da parladı denebilir.

Rothen'den sonra elbette herkesin beklentisi büyüdü; fakat 23 yaşında ve ülkesinde kendini ispatlamış bir oyuncu alındı. Trabzon'dan bu sene gönderilmesinin sebebi, 3 yıldır beraber oynayan takıma bir şekilde monte edilememesidir. Şenol Güneş, Gabriç'i rotasyona sokmak yerine kurulu düzeni bozmamayı tercih etti. Sonuç olarak, transfer döneminin 1 Eylül'de bittiğini düşünürsek bu süreçte alınabilecek iyi oyunculardan birisiydi.

Bir gün sonra gelen not: Gabriç, Ankara'daki görüşmler sonrası anlaşamadan şehirden ayrılmış. Maşallah dediğimiz 1 gün yaşamıyor.

Ankaragücü 1 - 1 Kayserispor | Analiz

7 eksik ve seyircisiz çıktığımız maçta, karşımızda tam kadro ve 2'de 2 yapmış bir takım vardı. Manisa'yı yenmenin rehavetiyle 9 defansif adamla oyuna başladık. Golü yiyene kadar göze batmadı ama hücumda Sapara ve Metin dışında hiçbir şey yaratamadık. Golü yedikten sonra Ümit Özat'tan hiç beklemediğim cesaretli hamle geldi, Meye girdi. Trabzon maçına da aynı düzenle çıkmıştık, pozisyonumuz yoktu. Niye yine aynı mantıkla, hem de senin ayarında olan bir takıma karşı Yunanistan savunması uygulamaya çalışırsın anlamıyorum. Meye'nin Aydın'ın yerine girmesinden sonra istemeden de olsa herkes kendi mevkisini buldu. Dakika 36 olması lazım. Bu dakikadan sonra izlenesi maç olmaya başladı.

Maç içinde tahmini bir 8-9 kere Vittek olsaydı, Sestak olsaydı demişizdir heralde. Takım oynuyor, mücadele ediyor ama işte o mücadeleye son noktoyı koyacak adam yok. Sapara tek başına geriye gelip top alıyor, sürüyor, ceza sahasına verkaç yapıyor; içeri arapas atacak adam yok. İkinci yarıda Kayserispor iyice defansa çekildi. Biraz Pollyannacılık oynamak gerekirse, bu kadar eksiğe ve cezalara rağmen lige en iyi başlamış takımını bir-iki hamleyle oyundan sildik. Bu silinmenin arttığı zamanda Sapara yine yarattı bişeyler ve Mehmet Çakır çok güzel köşeye bıraktı. Gol erken gelince herkese cesaret geldi. Ü.Özat da gazı alınca iyice takımı ileri çıkardı. Burdaki tek eleştirim, bazı futbolcular maçı kazanmanın neler getireceğini bildiği için 2. golü aramaya çalışırken, bazıları 1 puana razı havası vardı. Bu sene bu takımın hedefleri farklı. Bunun bilincinde olunması lazım. Ligin iyi takımıyla oynuyoruz, ne koparsak kardır olayı artık eskide kaldı, bu kadar harcama, transfer; UEFA yada daha yukarıları için.



İyimser olmak istiyorum. Daha bu takıma Vittek, Sestak, Muhammet, Gabriç ve 1-2 yeni transfer girecek. Ligdeki ilk 4 haftalık berbat fikstüre rağmen (Trabzon, Manisa, Kayseri, Beşiktaş) 3 haftada 4 puan gayet iyi. İnönü'den de puanlarla çıkarsak, bundan sonra çıkışa geçeceğimiz maçlar olacak ki o haftadan sonra 3 hafta Ankara'da oynuyoruz (Kasımpaşa, Gençleri Konya). Biz yeri geldiğinde eleştiririz, taraftara ters birşey yapılır tepkimizi koyarız. Kulübün geleceğiyle ilgili kaygı verici olaylar olur, isyan ederiz ama iyi şeyler olduğunda alkışlamayı biliriz. Yıllar sonra "futbol" konuşabiliyoruz ve ligde çok iddialıyım diyeni en kötü halimizle ezebiliyoruz. Bu takıma güvenmek lazım, dış sorunları bu oyunculara yansıtmamamız lazım. Ben inanıyorum bu takım bu sene bize başımız dik gezeceğimiz çok maç seyrettirecek.

27 Ağustos 2010 Cuma

6 Puanlık Maç

Trt'nin 80'li yıllardan kalma bi sözü vardır. Rakipler yenildikçe senin oynayacağın maçın puanı artar. 3 rakibin kaybettiyse 9 puanlık maçtır o. Ama daha bu maç çok gereksiz, yenerse bile 1 puan alacak diye birşey duymadım, o ayrı tabi. Sabah sabah ne alakaysa, burdan lafı Kayseri maçına bağlamayı düşündüm.

Manisa maçı herkesi çok umutlandırdı, medyada bile gizli şampiyonluk adayı lafları çıkmaya başladı. Geçen hafta takım iyiydi de, arkadaş şu sakatlıklar bugün beni düşündürüyor. Ligin 3. haftasındayız takım revire döndü. Hadi Vittek'siz oynamaya alıştık ama Sestak da sakatlanınca geçen haftadan kalan umudum biraz kırıldı. Gerçi şöyle baktığımda Manisaspor maçında oynayan 9 adam yine sahada olacak, tek fark sağda M.Çakır, ilerde de dünkü antremanda as takımda denenen Metin (10) olacak. Bu arada Ü.Özat'ın cezası bitti, belki ekstra motive edebilir takımı.
Diyeceğim şudur ki; kazanmak lazım, Manisa maçının üstüne cila atmak lazım, iyice moral bulup İnönü'ye akmak lazım.

26 Ağustos 2010 Perşembe

Kombine Söylentisi / Duyumu / Bilgisi

Bugün işim gereği Tandoğan tarafındaydım. Gitmişken tesislere bakınmaya karar verdim. Az biraz yaz okulundaki çocukları seyrettikten sonra ana binaya girdim. Tesislere uğramak çok niyetim değil ama alışık olduğum, hep kombine aldığımız bir arka oda var, gidenler bilir. Dedim gelmişken şu kombine işini bilse bilse burdaki bilir. Bendeki rahatlık da tam komedi ya neyse. Arkadaşla konuştuğum ve ondan anladığım kadarıyla kongreden sonra kombineler hemen çıkacak, hatta tasarım da şu forumlarda çizilen değişik resimlilerdenmiş. Fiyattan kimsenin haberi yok. Yönetim toplanacak, o günkü ruh haliyle çıkaracaklar ortaya bir rakam. Çok pahalı olacağını zannetmiyorum. Adam da boş oturmaktan sıkılmış heralde, muhabbet ettik biraz. Yani kısacası, anlayacağınız kulüpte kararı A.Gökçek, Ender Yurtgüven, Nadir Koç, Avni Kavlak ve 1-2 yönetici veriyor. Onun dışında kulüp çalışanlarının sadece kulağına çınlatıyorlar. Şimdilik bu kadar bilgi bulabildim. Yemin ediyorum şu kombine için çektiğimiz eziyeti başka bir takım taraftarına anlatsak gülerler, sanki alacaklı gibi tesislerin kapısına dayanıyoruz.

Eskilerden Kim Kaldı Azizim?


"Ben Ankaragüçlü duruşumu hiç bozmadım. Manisa'yı 3-0 yendik. Son zamanlarda en rahat uyuduğum geceydi..."

Cengiz Topel Yıldırım
MKE Ankaragücü Eski Başkanı

25 Ağustos 2010 Çarşamba

"Süperstar" Geldi !


Sahada ayakta duramıyor dendi. Sessiz sedasız takımdan ayrıldı. Dün Larissa'lı yöneticiler tarafından "süperstar" diye lanse edilerek, 500 kadar taraftarın sevgi gösterisiyle Yunanistan'da sahaya indi. Duyduğum kadarıyla uzun zamandır almak için uğraşıyorlarmış, hatta bazı Yunan siyasetçileri araya girmiş. Nedir bu kadar kargaşa onu anlayamadım tabi.

"Öncelikle burada olduğum için çok mutluyum. Tabi bazı insanlara teşekkür etmem lazım; başta menajerim Miguel Riera olmak üzere, yönetimden Sayın Constanti bu transfer için çok büyük savaş verdi. Larissa'nın hedefleri ve yeni stad projesi beni çok etkiledi. Kulüp başkanı Sayın Papakostas bu büyük hedefler içinde benim çok büyük önemim olduğunu söyledi. 4 gün sonra önemli bir maçımız var, oynayıp oynamayacağıma hoca karar verecek.."


Larissa geçen sezonu 10. bitirdi. Geremi belki de futbol hayatının son transferinde iyi yere kapak attı denebilir. 2 yıllık sözleşmeyle, 2 milyon euro alacak.